Kitaplar Üzerine Yazayım Derken İç Döküntüsüne Dönüşen Cümleler.
Küçüklüğümden beri öğretmen bir ailede yaşamanın getirdiği alışkanlıklar olarak adlandırdım ben hep kitapları. Kendisi deli bir okur olan, hatta şu an bile murakami mi okumaya mı başlayayım yoksa kazancakis mi diye arayıp sorduğum bir ablaya sahibim. Onun ve Küçük Prens'in sayesinde sevdim ben kitapları.
Lise arkadaşlıkları, üniversite dostlukları, 8-5 kankaları derken hep eksik hissettim aralarındayken hepsinin ( Darılmaca, kırılmaca olmasın :) ).. Bir şeyler olması gerektiği gibi değildi.. Bir kilo pamuğun da bir kilo demirin de Allah belasını versin. Bir kilo boşluktu en ağırı her zaman..
Sonra her türlü arkadaş çevresinden soyutlanmamak için olmam gereken karakterin dışına çıktım kabul ediyorum.. Ailemin istediği gibi bir birey olmaya çalıştım, arkadaşlarımın istediği gibi bir insan olmaya çalıştım, dostlarımın istediği gibi bir insan olmaya çalıştım. Sonunda gerçek kimliğimle tanımadığım bir sürü kimliği tek bedene sığdırdım. İçim tam bir kavram karmaşası artık.
Fatih bu böyle gitmez cidden unutacaksın asıl benliğini dediğim anda elimde bana hediye edilmiş olan Küçük Prens kitabını taşıyordum. Niye arkadaşlarım somut gerçekliğe bürünmüş olsunlar ki diye sordum kendi kendime? Tilki'yi de sevebilirdim, Gül'ün kaprislerini de çekebilirdim, Küçük Prens ile gezegenler arası seyehat da edebilirdim.. İlk sayfalarını okuduğum anda aklımdan bunlar geçmeye başladı..
En büyük arkadaşlarım onlar oldular bundan sonra.. Ali Lidar Abi'nin denemelerinde bunları yaşayan tek ben değilmişim diye düşünmeye başladım önce, Dorian Gray Portresi'ndeki Lord Henry en büyük dostum oldu mesela. Martı Jonathan'la yeniden uçmayı öğrenmeye kalkıştım hep, Zeze herkesten gizli saklı tam sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuştuğum arkadaşımdı.
Karışamadım ben aranıza. En azından bakın bu gerçek Fatih diyerek dahil olamadım sohbetlerinize, olduğum gibi kabul edilmemekten mi korktum? Anlaşılmamak mıydı kanayan yaram? Yoksa o Fatih'i kendime mi sakladım? inanın ben de bilmiyorum..
Kelimelere sığındım ben. Bir sürü ellerini tutamadığım dostlarım oldu okuduğum kitaplardan, hikayelerden.. Alıştım içimdeki boşlukla yaşamaya.. Zaten vazgeçeli çok da oldu "Bir gün gerçekten bu boşluğu doldurmaya çalışan bir insan arama" hevesimden.. Hayali dostlarım doldurdu o boşluğu.. Karışmaktan, sizi anlamaya çalışmaktan, hatta kendimi anlatmaya çalışmaktan vazgeçtim..
Çekildim kabuğuma, içimde oluşturduğum boşluğa yerleştim.. Anlaşılmamaktı modern çağın vebası, kabul ettim ve sizlere yenildim..
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Dipçe:
İyi ki Ali Lidar Abi'nin Şu Sözlerini Okumuşum
"Susarım Ben de Kitaplarımı Okur,
Oyuncaklarımla Oynar,
İçimde Olan Biten Her Şeye Şaşırır ve Dışımdan da Derim ki;
Banane Ulan Ne Bok Yiyorsa Yesin Herkes.."

Yorumlar
Yorum Gönder